Sağlık Köşesi / Kıl Dönmesi
) Sindirim kanalı cerrahisi (yemek borusu, mide, ince ve kalın bağırsaklar)
2) Perianal bölge cerrahisi (anüs ve çevresindeki bölge cerrahisi)  3) Karaciğer, safra kesesi ve yolları, pankreas ve dalak cerrahisi 
4) Fıtık cerrahisi (Kasık, Karın ön duvarı ve göbek, Operasyon yerleri, Diafragma ve mide Fıtıkları)
5) Meme hastalıkları
6) Endokrin organlarının cerrahisi (tiroit, paratiroit, pankreas ve böbrek üstü bezleri)
7) Travma (kaza ve yaralanma) cerrahisi
8) Minör cerrahi müdahaleler ( biyopsiler, parça almalar, küçük onarım ve düzeltmeler)

Üst Sindirim Sistemi Cerrahisi;
Üst sindirim sistemi cerrahisi denilinde Özofagus (yemek borusu), mide ve Duodenum (on iki parmak bağırsağı) ile ilgili cerrahi hastalıklarının tedavisi akla gelmektedir. 
Özofagus boyunun üst bölgesinde boğazın hemen altında başlayan, göğüs kafesinin arka kısmında karın boşluğuna kadar inen ve karın boşluğunun üst kısmında diafragma zarının 2-3cm kadar altında mideye bağlandığı yerde sonlanan ortalama 38-42 cm uzunluğunda kastan oluşmuş bir boru sistemi olup yediğimiz yemekleri ağzımızdan mideye iletmekle sorumlu bir organdır. Özofagus hastalıkları genellikle boğazda veya göğüste yanma ve batma hissi, ağrılı yutma, sıvı veya katı gıdalara karşı yutma güçlüğü ağızda kötü bir tat ve koku ve kusma gibi yakınmalar ile kendini göstermektedir. Oluşan özefagus keseciklerinin çıkarılması, darlıkların giderilmesi, kitlelerin alınması ve hatta özofagusun tamamen çıkarılıp diğer organlardan yeni bir yemek borusu yapılarak bu bölgeye yerleştirmek bu cerrahi dalının ilgi alanına girmektedir. Özofagus ile ilgili basit veya karmaşık cerrahi işlemler, tıp dünyasında özofagus hastalıklarının sebeplerinin daha iyi anlaşılması ve modern ilaç tedaviler ile önlenmesi, ayrıca endoskopik uygulamalardaki başarının artmasıyla daha az sıkılıkla uygulanmakta olsa da halen tıbbi ve endoskopik yöntemlerin yetersiz kaldığı hastaların yakınmalarını gidermekte tek çaredir. 
Mide karın boşluğunun üst kısmında yerleşmiş yemek borusu ile bağırsaklar arasında yerleşmiş, 1,5-2 litre hacminde olan kastan bir kese olup içindeki asit salgısı ile sindirim işleminin ilk basamağını gerçekleştirir. Alınan gıdalar içeriklerine göre 1-4 saat arası bir süre için midede kaldıktan sonra on iki parmak bağırsağına geçerler. Mide hastalıkları daha çok karın üst kısmında göğüs kafesinin hemen altında bazen sırta vurabilen ağrı, batma, yanma ve acıma hissi ile kendini gösterirler. Bulantı, kusma, iştahsızlık yemek seçme ve bazı gıdaların dokunması hissi, hazımsızlık, gaz, şişkinlik ve geğirme gözlenebilir. Kilo kaybı ağızdan kan gelmesi veya katran renginde siyah dışkılama daha ciddi mide sorunlarının göstergesi olabilir. Yemek borusu hastalıklarında olduğu gibi ilaç endüstrisi ve endoskopi alanındaki ilerlemelere paralel hem mide hastalıkları çok daha iyi anlaşılmış, hem de tedavileri çok daha başarılı bir şekilde mümkün olmuştur. Yine de midenin sinirlerinin alınması, giriş ve çıkış kapakçıklarının genişletilmesi-daraltılması midenin bir kısmı veya tamamının alınması ve bağırsak ile mide arasında yeni yolların yapılması ayrıca kanama ve delinme gibi acil durumlarda cerrahi müdahaleler sıklıkla hayat kurtarıcı tek tedavi seçeneği olmaya devam etmektedir. 
Duodenum mideden sonraki ilk ince bağırsak kısmı olup mideden çıkan gıdaların sindirimleri devam etmek üzere geçtiği yerdir. Karaciğerden gelen safra ve pankreastan gelen sindirim enzimleri bir kanal yoluyla buraya açılırlar. Duodenumun hastalıklarının oluşturduğu yakınmalar genellikle mide şikayetlerine benzerlik gösterir. On iki parmak bağırsağının ülserleri nadiren de olsa kanama veya delinme ile sonuçlanırlar. Delinmelerin hepsi ve kanamaların endoskopik tekniklerle durdurulamayanları için tedavi seçeneği cerrahidir. Bu durumların dışındaki cerrahi tedavi gerektiren duodenum hastalıkları bu bölgenin tümörleridir.

Alt Sindirim Sistemi Cerrahisi : 
İnce bağırsaklar (Jejunum ve İleum) sindirilmiş gıdalardan elde edilen yararlı maddelerin vücut tarafından emildiği yerdir. İnce bağırsak hastalıkları karın ağrısı, karın şişliği, gaz ve ishal gibi şikayetlerle kendini gösterir. Tıkanmalar ve hareket bozuklukları durumunda ise büyük tuvaleti yapamama ve kusma gibi yakınmalar ortaya çıkar. Tıkanmış hastalıklı veya anormal olan kısımlarının çıkarılması ve açıktaki uçların birbirlerine dikilmesi şeklinde cerrahi girişimler uygulanmaktadır.  Kolon (kalın bağırsaklar), sindirim sisteminin son kısmı olup sindirimin son aşaması yani suyun emildiği ve dışkının katı hale geldiği yerdir. Hareket ve fonksiyon bozuklukları dışında damarsal hastalıklar, ülserler (yaralar), kanama, keseciklerin (Divertikül) oluşması ve buna bağlı enfeksiyon, kanama ve delinmelerin oluşması, ayrıca iyi ve kötü huylu kitle (Tümörlerin) oluşumu ile ağrı, gaz, şişkinlik, kanama, ateş ishal, kabızlık hatta gaz ve gaita çıkaramama gibi şikayetlerle kendini belli ederler. Bu hastalıkların bir kısmı cerrahi tedavi gerektirirler ve kalın bağırsaklar kısmen veya tamamen çıkarılıp kalan uçların birbirine bağlanması veya bağırsağın karın duvarı ile ağızlaştırılması (Kolostomi) ile sonuçlandırılabilir.

Perianal Bölge Cerrahisi : 
Proktoloji veya makatın çevresindeki hastalıklarla uğraşı alanı en sık halk tarafından basur diye adlandırılan hemoroid hastalığı ile uğraşmakla birlikte anal fissür, fistül, prolaps, inkontinans, prurit (kaşıntı) ve pilonidal sinüs gibi hastalıklarla uğraşmaktadır. 

Hemoroid (Basur)
Hemoroit hastalığı makatın çevresindeki damarların genişleyerek keseler haline gelmesidir. Halk arasında basur ve makatta meme isimleriyle de tanınan hemoroitler iç ve dış olarak iki guruba ayrılmaktadırlar. İç hemoroitler makatın içinde kalın bağırsağın son kısmında yerleşip, nadiren ağrıya neden olmakta ve sıklıkla kanama ve kaşıntı ile kendilerini belli etmektedirler. İç hemoroitler yeterince büyüdükleri zaman ıkınmayla ve hatta ıkınmaksızın makattan dışarıya sarkmaktadırlar. Dış hemoroitler ise makatın hemen dışında-çevresinde yerleşmekte, nadiren kanamaya neden olmakta ve içerdikleri kanın pıhtılaşması şiddetli ağrılara sebep olabilmektedirler.

Hemoroitin sebebi genellikle makatın basıncının artışıdır ve bu çoğunlukla kabızlıkta ve bazen de kabızlık olmaksızın uzun süreler için tuvalette oturma alışkanlığı olan insanlarda, hatta bazen ishal durumunda gözlenir. Hamilelikte ve doğum sonrası erken dönemde de hemoroitlere sıkça rastlanır. Makatın çevresindeki iltihabi hastalıklar ve yetersiz hijyen de zemin hazırlayıcı faktörlerdendir. Uzun süreli ayakta durmak veya oturmak ve tuvalet ihtiyacını sıklıkla ertelemek de hemoroitlerin oluşmasında rol oynar. Ayrıca kötü ve düzensiz beslenme programları, sağlıksız diyetler ve tuvalet ihtiyacını ötelemek de hemoroitin oluşması için zemin hazırlayıcı faktörlerdir. Genetik faktörler ve ailesel yatkınlığında hemoroit hastalığına yakalanmaktaki rolü kesin bir gerçektir.

Hemoroit hastalığına yakalanmamak için alınabilecek en etkili önlem yüksek lifli gıdalar tüketerek kabızlığı önlemektir. Ayrıca çalışma ve yaşam şartlarını uzun süreli sabit oturma ve sabit durmaktan uzaklaştırmak, ılımlı egzersiz programları ve bol miktarda sıvı tüketmek de önemlidir.

Hemoroitin bulguları arasında sıklıkla makattan kan gelmesi (özellikle büyük abdestten sonra kan gelmesi), dışkının içinde kan bulunması, ağrılı büyük abdest yapmak ve makat çevresinde kaşınma, yanma ve acıma hissi sayılabilmektedir.

Hemoroitin tanısını koymak için genellikle makat bölgesinin muayenesi yeterli olmaktadır. Ancak bazen dışkı testleri, anoskopi ve rektoskopi (özel kamera sistemleriyle makattan içeriye bakma) gibi testlere de ihtiyaç duyulabilmektedir.

Hemoroitler, büyüklükleri ve makatın dışına sarkma dereceleri üzerine dört değişik evreye ayrılırlar. Birinci evre hemoroit kendini kanlı dışkılama ile gösterip sadece anoskopi (makattan içeriye kamera ile bakma) ile görülürken dördüncü evreye gelindiğinde büyük hemoroit keseleri artık sürekli makatın dışındadır. Sadece gecikmiş olgular veya ilaç tedavisine yanıt vermeyen şiddetli atak geçiren hemoroit hastaları tek çare olarak cerrahi tedavi yöntemlerini seçmeye mecbur kalırlar.

Günümüzde hemoroitlerin modern tedavisi çerçevesinde çok etkili olan diyet ve buna ilaveten beslenme destekleriyle dışkıyı kıvamlandırmakla beraber ağızdan alınacak ilaçlar ve bölgesel olarak kullanılan merhemler yardımıyla ciddi ağrı ve kanama sorunlarıyla başvuran hemoroit hastalarının bile büyük bir kısmında tatmin edici sonuçlar elde edilebilmektedir. İlaç tedavisinin tek başına yeterli olmadığı durumlarda ise genel anestezi uygulamalarına gerek duymayan ve ayaktan yapılabilen lastik bant ligasyonu, lazer veya kızılötesi ışınlarını kullanan değişik cihazlar ve skleroterapi denilen özel bazı kimyasal maddelerin bölgesel enjeksiyonları gibi yöntemlerle etkili tedaviyi sağlamak mümkün olabilmektedir. Doppler ultrasonografi cihazı eşliğinde makatın içinde hemoroit pakelerine giden damarların yerini tespit ederek bu damarların dikişlerle bağlanması da etkili ve ağrısız başka bir tedavi seçeneğidir. Bu tekniklerin bir veya birkaç tanesinin beraber kullanıldığı durumlarda hastalar yine de diyet ve medikal tedavi desteğine ihtiyaç duyabilirler.

Yukarıda bahsedilen tedavi yöntemleri yetersiz olduğunda veya daha ilk başvuru muayenesi sırasında hastalığın ileri evrede olup bu tekniklerden fayda görmeyeceği kararı verildiğinde ise cerrahi tedavi gündeme gelmektedir. Lokal anestezi, belden yapılan iğneler ile bölgesel ve ayrıca genel anestezi eşliğinde bu operasyonlar gerçekleştirilebilmektedir. Genellikle operasyonda hemoroitlere giden ana damarlar bağlanır, şişlikler mümkün olduğunca çıkarılır ve sağlam olan makat ve barsak döşemelerinin devamlılığı dikişlerle sağlanmaktadır. Elektrik akımı ve ses dalgalarını kullanarak dokuların kanamasız bir şekilde kesilmesine olanak sağlayan bazı cihazların yardımıyla hem ameliyatın süresi kısaltılmakta, hem de operasyondan sonraki dönemde ağrı ve rahatsızlıkları minimuma indirilmektedir. Yine makatın dışına sarkacak derecede büyümüş hemoroitleri olan hastalar için Longo tekniği ile anılan ve makatın iç tarafından özel bir cihazla yapılan asılma işlemi seçilmiş uygun hastalarda ağrısız ve çok hızlı iyileşme olanağı sağlayabilmektedir. Böylece hastanede kalma süresi ve ameliyat sonrası istirahat dönemi kısaltılabilmekte, işe ve aktif hayata geri dönüş süreci hızlandırılmaktadır.

Hemoroit hastalığının tedavisinde hangi yöntem seçilmiş olursa olsun iyileştikten sonra uygunsuz beslenme ve kabızlık/ishal gibi bağırsak hareket bozukluklarının devam etmesiyle hastalığın tekrarlama riskinin hemen her zaman mevcut olduğunu unutmamak gerekir.

Hemoroit hastalığı konusunda en sık sorulan soru bu hastalığın kanserle ilişkisinin olup olmadığı veya kanser için zemin hazırlayıp hazırlamadığı sorusudur. Hemoroitler ve benzeri hastalıklar kesinlikle kanserleşmezler ancak kalın bağırsak kanserini maskeleyebilirler. Kalın bağırsak kanserinin erken tanısını koymanın tek yolu dışkılamayla makattan kan gelmesi durumunda hemen doktora başvurmaktır. Böylece yapılan muayene ve tetkikler sonucunda çok tehlikeli olup erken döneminde yakalandığı takdirde tedavisi mümkün olan kalın barsak kanserinin tanısını koymak mümkün olabilmektedir. Tedavi edilmemiş hemoroit hastalığı olan ve günlük kanamalara alışmış bir kişide ayrıca kanser geliştiğinde bu hastalığa bağlı oluşan kanamalar hasta tarafından önemsenmemekte, bu erken tanı ve uygun tedavi ile olası hastalıktan kurtulma şansını kaybedebilmektedir.

Sonuç olarak makattan kanama veya dışkıda kanın görülmesi durumunda ağrı olsun veya olmasın mutlaka doktora başvurmanın gerekli ve bazen hayat kurtarıcı olduğunu bilmek önemlidir. Ayrıca hemoroitin tanısını aldıktan sonra diyet, ilaç tedavisi, bant ligasyonu, skleroterapi ve lazer gibi yöntemlerle bu hastalıkların %90’ına yakın bir bölümünün ağrısız ve ayaktan tedavi edildiğini bilmek önemlidir. Operasyon gerektiren olgularda ise yeni tekniklerle ağrı ve işe dönüş süresinin minimuma indiğini akılda tutmak gerekir. 

Anal Fissür (makatta çatlak) en çok kabızlık sonucunda gelişen bir hastalık olup ağrılı ve kanlı dışkılama ile kendini gösterir. Zamanla müzminleşen çatlaklar makat ağzında nöbetçi pili denilen ve hemoroit olmayan memelerin oluşmasına neden olurlar. Anal fissür olgularda her ne kadar erken safhalarda ilaç ile tedavisi mümkün iken geç (kronik) safhalarda dilatasyon (Genişletme) ve botoks enjeksiyonu gibi alternatif yollar denenmiş olsa da ilerlemiş hastalığın tek tedavisi operasyondur.

Anal Fistül genellikle makatın çevresinde gelişen apselerden (çıban) sonra gelişen ve makatın içi ile dış tarafı arasında oluşup iyileşmeyen bir tüneldir. Makatın yanında bir delik ve buradan bazen kanlı olabilen iltihaplı ve kokulu akıntı ile bunun sonucunda bu bölgenin derisinde tahriş ile seyreden, ağrı, acıma, yanma ve kaşıntıya neden olabilen bir hastalıktır. Bazen zemininde makat apseleri tekrarlayabilir ve enfeksiyonun devam etmesiyle ağrılı olabilir. Tedavisi her zaman cerrahidir.

İnkontinans veya dışkının tutulamaması-kaçırılması bazı sinir ve kas hastalıları ve yaşlanmaya paralel artan bir oranla görünmekle birlikte en başta doğum olayı olmak üzere makatın kedisine ve çevresindeki dokulara olan yaralanmalar ve ameliyatlar sonucunda oluşabilmektedir. Nedeni yaralanma olan inkontinans için tek tedavi seçeneği cerrahi iken, ilaç tedavisi mümkün olmayan sistemik sorunların çözümü için de son yıllarda cerrahi teknikle suni sfinkter (kapak) uygulaması iyi sonuçlar vermektedir. 

Prolapsus özellikle ıkınma ve tuvalet sırasında bağırsağın makatın içinden dışarıya sarkmasıdır. Erken safhaları hemoroid ile karıştırılırken hastalık ilerledikçe daha büyük bir bağırsak bölümü dışarıya sarkmakta ve zamanla hiç içeriye girememektedir. Özellikle ıkınma ve büyük tuvalet sırasında makatta oluşan şişlik ve buna bağlı ağrı, ıslanma, kaşıntı ve hatta kanama başlıca belirtileri olup makat yoluyla veya karın içinden açık ve kapalı cerrahi tekniklerle cerrahi tedavisi mümkündür. Özellikle son yıllarda laparoskopik (Kapalı) cerrahi teknik ve aletlerin gelişmesiyle karın yoluyla yapılan ve ileri safhalarda daha etkili olan cerrahi prosedürlerin, etkili, estetik ve kesinlikle çok daha az ağrılı tekniklerle gerçekleştirmek mümkün olabilmektedir.

Pilonidal Sinüs:  Kıl dönmesi, veya tıp dilinde pilonidal sinüs olarak bilinen hastalık her ne kadar önemsiz bir hastalık olarak görülse de hastaların günlük hayatını sürekli etkilemesi, yüksek tekrarlama riski ve toplumda yaygınlığı sonucunda ülke bazında tedavi masrafının yüksek olması nedeniyle önemini halen korumakta olan bir sağlık sorunudur.
Hastalık bölgesinde (çoğunlukla kuyruk sokumu) ağrı, şişlik, ve akıntıya bağlı ciltte kızarıklık, kaşıntı, yanma ve koku problemleri hastanın hem genel sağlık durumunu etkiler ve hem de sosyal ve iş hayatında olumsuz durumlara sebep olur.
Hastalık genellikle kuyruk sokumu bölgesini seçse de sakal bölgesi, koltuk altı, göbek ve kasıklarda da görülebilmektedir. Hastalar çoğunlukla kuyruk sokumunda ağrı ve/veya akıntı yakınması ile hekime başvururlar.
Pilonidal sinüsün oluşumunda vücudun kıllarının deriye batması ve cildin altında bir keseciğin ortaya çıkması rol oynar ve tedavisi hemen her zaman cerrahidir. Pilonidal hastalığın tedavisinde seçilecek cerrahi yöntem hem hastanın hayat tarzı ve düzeni, hem hastalığın derecesi ve tabii ki operasyonu gerçekleştirecek cerrahın kararı ile belirlenir. Uygulanacak ameliyat basit bir şekilde hastalıklı dokunun çıkarılması ve yaranın kendi kendine iyileşmesini sağlamaktan değişik deri yamalama tekniklerine kadar çok geniş bir yelpazeden seçilir. Operasyon bölgesel uyuşturma (lokal anestezi), belden aşağı uyuşturma (spinal anestezi) veya tam narkoz (genel anestezi) eşliğinde gerçekleştirilebilir.
Yaranın açık bırakıldığı teknikte ameliyat kısa sürelidir ve genellikle lokal anestezi ile gerçekleştirilebilir olması, işe dönüş zamanının kısa oluşu ve tekrarlama şansının düşük olması avantaj iken, günlük pansumanların gereksinimi ve iyileşme süresinin uzun olması (3hafta – 3ay) olumsuz taraflar olarak sayılabilir.
Operasyon sırasında çıkarılan sinüsün (kesenin) yerinin direkt olarak dikilmesi kolay ve kısa süreli bir operasyon olması , hastanın hızlı iyileşmesi (1-2 hafta) ve ekonomik olması olumlu gibi görünse de operasyon sonrası enfeksiyon ve yara ayrılmaları, ve tekrarlama şansının yüksek olması nedeniyle çok tercih edilen bir yöntem değildir.
Bir cilt yaması ile (fleb) operasyon yerinin kapatılması ağrısız ve konforlu bir yöntem olmakla birlikte tekrarlama şansının düşük olmasından dolayı en çok tavsiye edilen tekniklerden biridir. Bu yöntemin olumsuz tarafları ise operasyondan sonra uzun yatak istirahatı süresinin (1-2 hafta) diğer yöntemlere göre daha fazla olmasıdır.
Çoğu zaman operasyon günübirlik yatış-çıkış şeklinde (outpatient) gerçekleştirilebilir. Yani sabah ameliyata giren hasta çoğu zaman geceyi evinde geçirebilir.
Hastalığın oluşumunda rol oynadığı sanılan bazı faktörlerin operasyondan sonra ortadan kaldırılması da operasyon yönteminin seçimi gibi tekrarlamayı engelleme konusunda etkili olabilir. Örneğin cilt hijyeninin yanı sıra hem operasyon bölgesinin ve hem de bu alanın üstündeki cildin kıllardan arındırılması tekrarlama riskini azaltabilmektedir. Ameliyattan sonra lazer ile epilasyon, kilo verme, dar giysilerden kaçınma ve hastalık bölgesinin sürekli darbe ve ezilmelerden korunması gibi önlemler tekrarlamayı engellemek konusunda sıkça tavsiye edilse de yararları halen tartışılmaktadır.
Alternatif tedavi yöntemleri olarak bölgenin kazınması, dondurulması, lazer ışınları veya elektrikli bıçaklar ile yakılması yanı sıra sinüsün içine veya çevresine değişik kimyasal maddelerin uygulanması denenmiş olsa da hiçbiri bilimsel çevrelerce benimsenmemiştir.
Sık görülen tekrarlamalar için seçilecek tedavi yine cerrahi olmakla birlikte birçok cerrah tekrarlamalarda bir önceki operasyonda uygulanan prosedürden farklı bir yöntem kullanmaktan yanadır.

Hepatopankreatobilier SistemCerrahisi :
Karaciğer, safra kesesi ve yolları, pankreas bezi ve dalaktan oluşan sistemin hastalıkları ve cerrahisi ile ilgilenen cerrahi dalıdır. Karın ağrısı, şişkinlik, gaz ve hazımsızlık, bulantı ve kusma, sarılık, kilo ve iştah kaybı gibi yakınmalar ile kendini gösterebilen iyi ve kötü huylu hastalıklar barındırabilen bir sistemdir.
Karaciğer Hastalıkları : Kistler, iyi veya kötü (Kanser) huylu olabilen kitleler, damarsal kaynaklı kitle ve oluşumlar (Hemanjiyomlar), Enfeksiyon ajanlarının etkisiyle oluşmuş apseler veya parzitlerin yuvalamasıyla ortaya çıkan ve en bilineni Hidatik kisti olan hastalıkların yanı sıra damarsal anormal durumlar, pıhtılaşmalar, hepatit ve siröz gibi durumlarda Portal Hipertansiyon adı altında ortaya çıkan karaciğer yetmezliğine kadar ilerleyebilen hastalıkları saymak mümkündür. Karaciğerin cerrahisi basit kistlerin boşaltılmasından çok komplike damar ve safra yollarında kesik ve yeni yolların oluşturulmasına kadar karmaşık olabilen bir yelpazeyi kapsamakta olup günümüzde organın transplantasynu (organ nakli) bir çok geri dönüşümsüz hastalıkta sıklıkla yapılmaktadır.
Safra kesesi ve Yollarının Hastalıkları : En bilineni safra kesesi taşları ve iltihabı olup, safra yolu taşları, kolnjit denen safra yolu iltihabı, tıkanma sarılığı ve bu yolların iyi ve kötü (Kanser) huylu kitleleri de sıklıkla rastlanan ve çoğu zaman cerrahi tedavi gerektiren hastalıklardır.
Pankreas Bezinin Cerrahi Hastalıkları : Değişik nedenlere bağlı enfeksiyon ve iltihabi durumları bazen ölümcül seyredebilen pankreas bezi hastalıklar 

Copyright © 2011 Tüm Hakları Özel EGM Hayat Hastanesine Aittir
Tel: (0422) 325 32 32 Faks: (0422) 324 60 80